“Son Büyük Sultan Abdülhamid Han’ı Anlamak”

Karabük Üniversitesi Kişisel Gelişim Kulübü tarafından Doç. Dr. Bülent Cırık ve tarihçi yazar Ozan Bodur’un konuşmacı olarak yer aldığı “Son Büyük Sultan Abdülhamid Han’ı Anlamak” konulu konferans düzenlendi. Abdülhamid Han’ın her yönüyle ele alındığı 15 Temmuz Şehitler Konferans Salonu’ndaki etkinliğe öğrencilerin ilgisi çok yoğun oldu.

Konferansın ilk konuşmacısı Doç. Dr. Bülent Cırık, dünyada yaşanan tüm olaylara bir bütün olarak bakabilmek gerektiğine vurgu yaparak ülkemizde son 100 yılda yaşanan önemli olayları görseller eşliğinde değerlendirdi.

“100 yıldır yaşananları çabuk unuttuk”

Doç. Dr. Bülent Cırık, son 100 yılda karşılaşılan sorunları şu sözlerle aktardı: “Bugün Afrin’deyiz, orayı konuşuyoruz. Daha önce 15 Temmuz’u konuştuk. Bizim uçaklarımız bizi bombaladı, tanklarımız bizi ezdi. 15 Temmuz’dan önce ise Gezi olaylarını konuşuyorduk. Demokrasi çığlıkları atıldı, evet bunlar güzeldi ancak 77 bin molotof kokteyli kullanıldı. Bu bir savaş provasıydı. Gezi’den önce de MİT tırlarını konuşuyorduk. Dünyada başka bir ülkede kendi istihbarat teşkilatına eylem yapan ülke bulamazsınız. 2007 yıllarına gelelim. Üniversite camiası ellerinde ‘Ordu Göreve’ yazan pankartlarla yürüyerek hükumet devrilsin istiyordu. Bundan önce ise 28 Şubat sürecini yaşadık. Askeri tören alanından çıkarılmaya çalışılan bir teyze. O dönem başörtülüye getirilen yasaklardan dolayı peruk üzerine yeni bir iş sanayisi çıktı. Gerçek dindarlar kamudan ayrıştırılırken ‘içki içebilirsiniz’ diyen FETÖ’ye çok uygun bir zemin oluştu. 28 Şubat’tan önce 60 ve 80 olaylarını konuştuk. Sağcılar, solcular birbirini döverek öldürdü. Bunun öncesinde ise dönemin başbakanı Adnan Menderes idam edildi. Devam ediyoruz 1920 Sevr Anlaşması. Doğu Anadolu’da bir Ermeni ve Kürt devletinin kurulması resmi olarak kabul edilmişti. Biz bunları çabuk unuttuk. Bize göre Kurtuluş Savaşı’ndan sonra sorunlar bitmişti ama aslında her şey yeni başlıyordu.”

Doç. Dr. Bülent Cırık, 1905 yılında Abdülhamid Han’a düzenlenen suikasta da yer verdiği konuşmasında “Abdülhamid Han’ın Cuma selamlığına gittiği faytona Yahudilerin finanse ettiği Ermeniler tarafından bomba yerleştirildi. O günkü şartlara göre çok büyük bir bombaydı. Abdülhamid Han ufak bir gecikmeden dolayı suikastten kurtuldu ancak 28 kişi yaşamını yitirdi. Bizim halen kitaplarımızda yer alan bazı aydınlar ise o gün başarılı olamayan suikasti üzülerek dizelerine aktarmıştı.” dedi.

“Batıya gönderilenler birer hain olup döndüler”

Cırık, Abdülhamid’in her yönüyle ele alınması gerektiğine de vurgu yaparak şunları söyledi: “Japonlar 2. Dünya Savaşı’nda atom bombasına maruz kalmasaydı Amerika ve İngiltere’ye kök söktürürdü. 1840’lı yıllarda hızla gelişen ve büyüyen Japonya’yı Abdülhamid çok sıkı takip ediyordu. Çünkü Japonlar geleneksel yapısını bozmadan Batı’nın teknolojisini ülkesine getiriyordu. Bizim o dönemde Batı’ya gönderdiklerimiz ise birer hain olup dönmüşlerdi.”

“Abdülhamid Han tahta geldiğinde…”

Cırık konuşmasında, Abdülhamid Han’ın tahta geçtiğinde pek çok olumsuzlukla karşı karşıya olduğunu da hatırlatarak bir Rus istihbaratçısının o dönemde Osmanlı içerisinde parayla satın alamayacakları kişi olmadığını belirtiği 1893 yıllarına ait bir belgeden söz etti. Öte yandan Abdülhamid Han’ın 34 yaşında tahta oturduğunda icazet alacağı tarihte tartışılan isim; Mithat Paşa’nın olduğunu da sözlerine ekleyerek dönemin şartlarına dikkat çekti. Cırık diğer yandan Osmanlı – Rus Savaşı ve sonrasında iki yıkıcı anlaşma; Ayastefanos ve Berlin’in imzalanmasıyla sürecin zorlu geçtiğini yineledi.

“Bize önce vatan için çalışacak insanlar lazım”

Doç. Dr. Bülent Cırık, Necip Fazıl’ın “Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır.” sözlerine de yer vererek, “Bilgisi olmadan her konuda konuşan bir toplum olmamalıyız. Bu bizi çok tehlikeli yerlere götürür. Eksik bilgiyle konuşmak da aynıdır. Biz Türkler olarak vatan için ölmeyi çok iyi biliyoruz. Fakat vatan için çalışmaya geldiğimizde ölmek daha kolay geliyor. Bize önce vatan için çalışacak insanlar lazım.” diye konuştu.

“Kılıcımız parladığı için yüzümüze konuşamazlardı, kılıcımız pas tuttu o yüzden yüzümüze konuşur oldular”

“Bizim ontolojik davamız İ’lay-i Kelimetullah için Nizam-ı Âlem davasıdır”

Dünya üzerinde yaşayan her milletin bir ontolojik davası olduğunu söyleyerek konuşmasına başlayan tarihçi yazar Ozan Bodur, bazı ülkeleri örnek göstererek Türk milletinin de ontolojik davasının “Nizam-ı Alem” olduğunu söyledi.

Ozan Bodur konuşmasında şu sözlere yer verdi: “Hemen yanımızdaki Rusya’nın ontolojik davası sıcak denizlere inmekti. Bugün Suriye’de bulunmalarının, özellikle Laskiye’de kendilerine üs temin etmelerinin asıl sebebi de bu. Amerika Birleşik Devletleri’nin de bir ontolojik davası var. Herhangi bir doları alın, havaya kaldırın orada yer alan figürleri ve Latince yazılmış ibareleri incelediğinizde onların yeni dünya düzeniyle ilgili ontolojik davasını da görmüş olacaksınız. Üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk denilen İngilizlerin de bir ontolojik davası var. Bakmayın bugün Büyükelçileri’nin çıkıp Yeni Zelanda, Kanada bağımsızdır dediklerine. Maalesef kraliçe istemeden oralarda yaprak kımıldamıyor. Beğenmediğimiz Yunanlılar’ın bile bir ontolojik davası var. Bugün Alman yardımlarıyla falan geçiniyoruz demeleri sizi aldatmasın. Yunan devleti çocuklara süt dağıtıyor. Bunu içen bir Rum çocuğu süt bittiğinde bardağın dibinde bir yazıyla karşılaşıyor. Yunan çocuğa bir mesaj veriyor, mesaj da “Büyük Yunan ideasını unutma” yazıyor. Bin yıldır İslam’ın sancaktarlığını yapan milletimizin de ‘haça çarpan hilal’ diye özetleyebileceğimiz bir ontolojik davası var. Maalesef biz bu davamızı milli eğitim safında çocuklarımıza öğretemedik ama bu dava yine de milletin sinesinde yok olmadı.”

“En son Afrin’deki astsubayımız bize bu ontolojik davanın ne olduğunu hatırlattı. Muhabir sordu ‘Nereye’, o da dedi ki ‘Kızılelmaya’. ‘Ailene mesajın var mı diye’ soruldu, ‘Beklemesinler’ dedi. Bu Türk’ün bin yıllık ontolojik davasıdır. Biz bunu yeterince anlatamadık, çoğu zaman siyasi perspektiflerde sıkışıp kaldık. Müslüman Türk milletinin ontolojik davası İ’lay-i Kelimetullah için Nizam-ı Âlem davasıdır. Yani Allah’ın ismini yaymak için yeryüzüne nizam verme davasıdır. Bu sadece düşündüğümüz gibi kılıçla falan yapılan bir hadise değildir.”

“Dünyada hiçbir kral – kraliçe Osmanlı Sultanı’na denk değildi”

“Osmanlı döneminde içinden 100 tane devletin çıkabileceği, dünyanın dörtte ikisi diyebileceğimiz bir haritaya sahiptik.” diyen Bodur, Topkapı Sarayı’ndan yazılan fermanlarla dünyanın alın yazısına yön veren bir devlet politikası var olduğunu da söyledi. O dönem diplomatik kaideleri Osmanlı’nın belirlediğine de dikkat çeken tarihçi yazar Ozan Bodur “Bugün bize öğretilen diplomaside gelişmiş devletlerin, büyüklerin kendilerine saygı gösterilmesini istediklerinde dünyaya, mazluma dayattıkları kaideler yer almaktadır. Dünyada hiçbir kral – kraliçe Osmanlı Sultanı’na denk değildi. Kılıcımız parladığı için yüzümüze konuşamazlardı, kılıcımız pas tuttu o yüzden yüzümüze konuşur oldular.” dedi.

“Erdoğan ve Abdülhamid ile ilgili karikatürler 100 yıllık bağlantıyı ortaya çıkarıyor”

Konuşmasının politik yönde olmadığına vurgu yapan Ozan Bodur, 2. Abdülhamid döneminde yaşanılan hadiselerle bugün devlet olarak yine karşı karşıya olunduğuna dikkat çekti. Bodur şöyle konuştu: “Arama motoruna ‘Abdülhamid, karikatür, Osmanlı, Avrupa’ yazın ve görsellerde çıkan ilk 5 kareyi bir tarafa kaydedin. Sonra aramayı bu kez ‘Erdoğan, Türkiye, militarizm, tarih, karikatür’ gibi sözcüklerle yapın. Sonuçlarda çıkan ilk 5 görseli yine farklı bir dosyaya kaydedin. Kaydedilen bu iki taraftaki görselleri incelediğinizde yüz yıllık bağlantıyı orada göreceksiniz. Yani bugün Türk devletine yapılan saldırılarla yüz yıl önce yapılan saldırıların aynı şeyler olduğunu göreceksiniz.”

“Abdülhamid Han’ın illa özeline girip değerlendireceksek, öksüz bir çocuk olması bir diğeri çocuğunu kaybetmiş bir baba olmasına bakalım” 

Konuşmasında Cemil Meriç’in ‘topraklarımızı kaybettiğimiz için ruhumuzu değil, ruhumuzu kaybettiğimiz için topraklarımızı kaybettik’ sözüne yer veren Ozan Bodur konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Biz kim olduğumuzu unuttuk. Abdülhamid’i anlamak için önce yapacağımız şey kendimizi tanımaktır. Ne olduğumuzu ve ontolojik davamızı bildiğimizde Abdülhamid’i anlamaya başlarız. Abdülhamid Han’la ilgili çok sayıda kitap var. Oturup neyi sevdiğini, hangi yemeği yediğini, ne giydiğini konuşabiliriz ama bunlar Abdülhamid’i anlamak değildir. Abdülhamid’in teslimiyetçi zihniyetle kavgasını anlamalıyız. Abdülhamid Han’ın illa özeline girip değerlendirelim dediğimizde de benim için önemli olan iki şey var; öksüz bir çocuk olması bir diğeri çocuğunu kaybetmiş bir baba olması. Bu gerçekleri göz önünde tuttuğumuz zaman onun hayatındaki reflekslerini daha iyi anlayabiliyorum.”

“Son Büyük Sultan Abdülhamid Han’ı Anlamak” konulu konferansın sonunda tarihçi yazar Ozan Bodur, yeni çıkan ‘1878 Darbe’ isimli kitabı ile daha önce basılmış olan ‘Operasyon 1915 Çanakkale’ ve ‘Meclisin Unuttuğu Kahraman Nezahet’ isimli kitaplarını okurları için imzaladı.

Külliye Karabük

Benzer Haberler