Ezber bozuldu

Korkuyoruz ama neden? Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak korkusu mu yoksa otomatiğe bağlanmış hayatımız raydan çıktığında ne yapacağımızı bilememe korkusu mu bu? Ezberlediğimiz 1984 romanı, sahnelerini ezbere bildiğimiz Charlie Chaplin’in Modern Zamanları, sabahları ezbere apar topar gittiğimiz işimiz, birbirinin aynısı geçirdiğimiz günler hepsi bozuldu. Evimizdeyiz ama hiç bilmediğimiz bir alemdeyiz. Yeni bir istikamet çizmek, yeni bir yöntem bulmak gerektiğinde, ne yapacağız korkusu bu. Çünkü daha önceden buna dair bir bilgi yok hafızamızda. Uzunca bir zamandır hatta doğduğumuz günden beri başkalarının çizdiği yolda ilerlemeye alıştık. Hayatımızı kendi el emeğimizle yaptığımız tarifler yerine hazır makarna paketleriyle takas edeli çok oldu. Tıpkı aç kalma korkusuyla markette ilk biten paketlerin makarna paketleri olduğu gibi. Un, su ve tuzu karıştırıp ekmek yapmayı bile unuttuk. Yahut hiç bilmedik…

Nasıl vakit geçireceğimizi, ne yapacağımızı bilmiyoruz. Daha çok karamsarlığa kapılıyoruz farkında olmadan. Gelin bir kez daha ezber bozup koronanın iyi yönlerine bakalım. Herkes evinde. Dünya tersine dönse hiçbir şekilde kapanmayacak müzeler Louvre, The British Museum, Van Gogh Museum, Art Basel gibi çeşitli etkinlikler, Old Boma, Modern Art Museum, hepsi Eylül ayına kadar tüm programlarını iptal ettiler. Fakat bu müzeler insanlara ulaşmaları için arşivlerini açtılar. Sanatla ilgilenenler için harika bir fırsat.

Dünyanın en lüks markalarını aldık şimdiye kadar. Prada ayakkabımızı, Columbia montumuzu gösterme şansımız da yok artık herkes eşit, bir hırka alıyoruz sadece üzerimize üşümeyelim diye. Evimizde sırtımıza ağır yüklü markalardan kalıplarımızı çıkarıp sadece kendimiz olmak için bir fırsat.

Alışveriş merkezlerinin yerine fabrikalar kurmayı hatırlattığı için bir fırsat.

Pek çok ülkede üretim durduğu için dünyanın tertemiz bir havaya kavuştuğunu görmemiz için, temiz bir nefes almamız için bir fırsat.

Asıl dinlememiz gerekenin popülistler değil bilim insanları olması gerektiğini görmemiz için bir fırsat.

Hastanın müşteri değil insan olduğunu gösterdiği için bir fırsat.

Evde ailemizle vakit geçirmenin ne kadar değerli olduğunu anlamamız için bir fırsat.

Küreselleşmenin eksiklerini gördük. Bir malın dünyanın diğer ucundan ülkemize gelmesini beklediğimiz için bu durumda elimiz kolumuz bağlandı. Bir ülkenin her konuda kendi kendine kendi değerleriyle, ilacıyla, ventilatörüyle, doktoruyla, bilim insanıyla yetebilmesi gerektiğini görmemiz için bir fırsat.

Teşekkür edilmez ama bunları da görüyoruz hep birlikte.

Dünyadaki tüm şiddeti durdurduğu ve savaşların ne kadar anlamsız olduğunu görmek için bir fırsat.

Eskiden orada bir Gazze var uzakta gitmesek de görmesek de o Gazze bizim değil Gazze’lilerin problemi diyorduk. Rohingya’lılar var orda onları canlı canlı katlediyorlarmış bize ne ya onların problemi çok uzak diyorduk. Keşmir’de yaşananları birçoğumuz bilmiyorduk bilenlerin de ilgisini bile çekmiyordu. Ama şimdi insanlar II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ortak bir duyguyu paylaşıyor. Ortak korkuları, ortak uzaklığı, yalıtılmışlığı, sevdiklerinden uzak kalmayı, hep beraber bilime kucak açmayı paylaşıyor. Hepsini hafızamızdan sildiğimiz kavramlardı bunlar.

Ezber bozuldu. Bardağın dolu tarafından bakmanın, sıcacık güneşi perdeyi açıp evimizin kalbine doldurmanın tam zamanı.

Nur Polat nadirenpolat@gmail.com

Önce evlere kapandık sonra içimize

Evimize dönüyoruz, içimize dönüyoruz, kabuğumuza çekiliyoruz, mağaramıza sığınıyoruz… Mahallece değil, şehirce değil, milletçe değil, sen ben o değil dünyaca geri çekiliyoruz. Herkes kendi mağarasında, kendi vicdanıyla hesaplaşıyor. Ortaya birçok algoritma çıkıyor.

Evimize çekiliyoruz doğa kendiyle baş başa kalıyor. Yüzyıllardır verdiğimiz tahribatın bir özrü mü bu?

Evimize çekiliyoruz camiler boş kalıyor. Haftalardır katılmadığımız Cuma namazının bir cezası mı bu?

Evimize çekiliyoruz yıllardır çocukların ağlama sesi kesilmeyen Ortadoğu sessiz kalıyor. Ülke ülke gezerken sesini duymazlıktan geldiğimiz Ortadoğu’nun bir ahı mı bu?

Evimize çekiliyoruz Kâbe boş kalıyor. Suudi Arabistan, yaptıklarının kefareti mi bu?

Evimize çekiliyoruz turistin bir an olsun eksik olmadığı Avrupa sokakları bomboş kalıyor. Daha birkaç hafta önce sınıra ateş açtığın mültecilerin size cezası mı bu?

Evimize çekiliyoruz Amerika’da beyazlar karantinada kalıyor. (Yapılan bir araştırmaya göre korona virüsü siyahilerdeki protelius kromozomundan dolayı bulaşma riski olmadığı yönündedir.) İnsan yerine koymadığınız siyahilerin bir ahı mı bu?

Evimize çekiliyoruz Çin hiç olmadığı kadar yalnız kalıyor. Sırf dini için diri diri yaktığınız insanların ahı mı bu? Ya da sen. Fiyatları artırıp insanları dolandırdıktan sonra evine çekilmek zorunda kalan esnaf. Dükkanındaki sessizlik asgari ücretle ailesini geçindirmeye çalışırken iki üç kuruş kazanmak için daha pahalıya sattığın malını alan adamın ahı mı bu?

Dikkat ettiyseniz şu dine mensupsun, şu partiye aitsin, bu bölgede yaşıyorsun diye ayırt etmiyorum. Ahı olan insanların bile, sizin, bizim, hepimizin mağaramızda kendi içimizde kendilerine bile itiraf edemedikleri hesaplaşmaları başladı…

Bir tür arınmanın eşiğindeyiz. Arınmak her zaman sancılı olur. Dünyaca korkulu bir sancı çekiyoruz. Dışımızı dezenfektanlarla içimizi kimimiz günah çıkararak, kimimiz secdede, kimimiz odasından gök yüzünü izlerken arındırıyoruz. Büyük bir elekten geçiyoruz. Bu mağaralardan kimilerimiz tamamen arınmış yeni doğmuş bir bebek gibi saf kimimiz içini karartarak daha da kirlenmiş ve kinlenmiş olarak çıkacak. Krizleri fırsata çevirmek hepimizin lehine olacaktır. Ankara’nın bir köyündeki insanla Tokyo’da yaşayan bir insanın aynı zaman diliminde ortak noktada buluşma ihtimalleri neredeyse normal şartlar altında mümkün değil. Hepimiz evde toplandık, dinginleştik, sakinleştik, durulduk… Yıllardır koşturmacadan içimizdeki o büyük enerjiyi fark etmeye bir türlü fırsatımız olmadı.

Ruhumuzu doyurma, enerjimizi dışa vurmanın tam zamanı!

Cahit Zarifoğlu’nun da dediği gibi: ‘’Öyle ya her gözün başka bir bakışı var.’’

Hepimiz senin onun bunun gözüyle değil kendi gözümüzle içimize bakalım! Önce içimize, sonra işimize elbet döneceğiz…

Nur Polat nadirenpolat@gmail.com