Hayat kurtaran “Maraş Tarhanası”

Hayat kurtarandır… Derler ki Kahramanmaraş’ın Fransızlara ve Ermeni çetelere karşı verdiği mücadelenin en yoğun zamanlarında artık yiyecek bir şey kalmadığı zaman, yazdan hazırlanmış tarhanalar şehir halkını savaş sırasında beslemiştir.

Tadına varanlar için var olan tüm cipslere burun kıvırtacak kadar muhteşem bir şeydir. Hem öyle yağlıymış, zararlıymış gibi bir derdi de yok. Bol bol yiyin özellikle çocuklara sevdirin.
Çorbasını yaptığınızda mutfağı saran kokusu aklınızı başınızdan almaya yetecek.

Malzemeler
2-3 kase maraş tarhanası
2 bardak tavuk suyu
2 kaşık süzme yoğurt
1 yumurta
1 kaşık un
Tereyağı
Nane
Ben içine minik köfteler de atıyorum isterseniz siz de ekleyebilirsiniz.

Yapılışı
Tarhanaları bir tencere suda 15 20 dakika kadar kaynatın. Tarhanalar iyicr yumuşayana kadar kaynasın. Bi karıştırma kabında süzme yoğurdu biraz suyla açın içine 1 yumurta ve 1 kaşık un ekleyin. İyice çırpın. Daha sonra tarhanaları blendırdan geçirin. Sonra içine yoğurtlu karışımınızı ekleyin yavaş yavaş. Eklerken durmadan karıştırın. Kaynayana kadar kesilmemesi için karıştırın. Kaynamaya başladıktan sonra minik köfteler eklemek istiyorsanız bu sırada ekleyebilirsiniz. Tuzunu da ekleyip altını kısın. 10 dakika kadar sonra alıp üzerine tereyeyağını ve naneyi eritip ekleyip servis yapabilirsiniz.

Afiyet Olsun

Nur Polat nadirenpolat@gmail.com

Ezber bozuldu

Korkuyoruz ama neden? Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak korkusu mu yoksa otomatiğe bağlanmış hayatımız raydan çıktığında ne yapacağımızı bilememe korkusu mu bu? Ezberlediğimiz 1984 romanı, sahnelerini ezbere bildiğimiz Charlie Chaplin’in Modern Zamanları, sabahları ezbere apar topar gittiğimiz işimiz, birbirinin aynısı geçirdiğimiz günler hepsi bozuldu. Evimizdeyiz ama hiç bilmediğimiz bir alemdeyiz. Yeni bir istikamet çizmek, yeni bir yöntem bulmak gerektiğinde, ne yapacağız korkusu bu. Çünkü daha önceden buna dair bir bilgi yok hafızamızda. Uzunca bir zamandır hatta doğduğumuz günden beri başkalarının çizdiği yolda ilerlemeye alıştık. Hayatımızı kendi el emeğimizle yaptığımız tarifler yerine hazır makarna paketleriyle takas edeli çok oldu. Tıpkı aç kalma korkusuyla markette ilk biten paketlerin makarna paketleri olduğu gibi. Un, su ve tuzu karıştırıp ekmek yapmayı bile unuttuk. Yahut hiç bilmedik…

Nasıl vakit geçireceğimizi, ne yapacağımızı bilmiyoruz. Daha çok karamsarlığa kapılıyoruz farkında olmadan. Gelin bir kez daha ezber bozup koronanın iyi yönlerine bakalım. Herkes evinde. Dünya tersine dönse hiçbir şekilde kapanmayacak müzeler Louvre, The British Museum, Van Gogh Museum, Art Basel gibi çeşitli etkinlikler, Old Boma, Modern Art Museum, hepsi Eylül ayına kadar tüm programlarını iptal ettiler. Fakat bu müzeler insanlara ulaşmaları için arşivlerini açtılar. Sanatla ilgilenenler için harika bir fırsat.

Dünyanın en lüks markalarını aldık şimdiye kadar. Prada ayakkabımızı, Columbia montumuzu gösterme şansımız da yok artık herkes eşit, bir hırka alıyoruz sadece üzerimize üşümeyelim diye. Evimizde sırtımıza ağır yüklü markalardan kalıplarımızı çıkarıp sadece kendimiz olmak için bir fırsat.

Alışveriş merkezlerinin yerine fabrikalar kurmayı hatırlattığı için bir fırsat.

Pek çok ülkede üretim durduğu için dünyanın tertemiz bir havaya kavuştuğunu görmemiz için, temiz bir nefes almamız için bir fırsat.

Asıl dinlememiz gerekenin popülistler değil bilim insanları olması gerektiğini görmemiz için bir fırsat.

Hastanın müşteri değil insan olduğunu gösterdiği için bir fırsat.

Evde ailemizle vakit geçirmenin ne kadar değerli olduğunu anlamamız için bir fırsat.

Küreselleşmenin eksiklerini gördük. Bir malın dünyanın diğer ucundan ülkemize gelmesini beklediğimiz için bu durumda elimiz kolumuz bağlandı. Bir ülkenin her konuda kendi kendine kendi değerleriyle, ilacıyla, ventilatörüyle, doktoruyla, bilim insanıyla yetebilmesi gerektiğini görmemiz için bir fırsat.

Teşekkür edilmez ama bunları da görüyoruz hep birlikte.

Dünyadaki tüm şiddeti durdurduğu ve savaşların ne kadar anlamsız olduğunu görmek için bir fırsat.

Eskiden orada bir Gazze var uzakta gitmesek de görmesek de o Gazze bizim değil Gazze’lilerin problemi diyorduk. Rohingya’lılar var orda onları canlı canlı katlediyorlarmış bize ne ya onların problemi çok uzak diyorduk. Keşmir’de yaşananları birçoğumuz bilmiyorduk bilenlerin de ilgisini bile çekmiyordu. Ama şimdi insanlar II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ortak bir duyguyu paylaşıyor. Ortak korkuları, ortak uzaklığı, yalıtılmışlığı, sevdiklerinden uzak kalmayı, hep beraber bilime kucak açmayı paylaşıyor. Hepsini hafızamızdan sildiğimiz kavramlardı bunlar.

Ezber bozuldu. Bardağın dolu tarafından bakmanın, sıcacık güneşi perdeyi açıp evimizin kalbine doldurmanın tam zamanı.

Nur Polat nadirenpolat@gmail.com

Hazır bir yiyecek olsaydı “Elmalı Tart” olurdu

Dünyanın en güzel tatlılarından bir tanesidir elmalı tart. Onu örten hamurun kenarları dantelaymış gibi kıvrılıp şekillendirilmiş, üzeri kafes gibi kapatılmış ve piştikten sonra cam kenarında soğutulmaya bırakılmışsa çoğu çocuk filminin ve çocuk kitabının haklı hırsızlıklara kurban giden yiyeceğidir.

Elmayı dilimleyerek koyanlar da var ama bence rendelemek daha iyi. Üstündeki kafesi yaparken de şeritleri kalın yapınca daha hoş görünüyor. Evde hangi elma varsa onunla yapılır tabi ama yabancı sitelere baktım biraz, granny smith dedikleri yeşil, hafif ekşi olan elmanın en uygun olduğunu söylüyorlar. Bir de dolgusu evet tarçın ve cevizle yapılır ama ben tatlılarda tarçın tercih etmediğim için sadece cevizle yaptım.

Yapılışı
Tereyağı, pudra şekeri ve yumurtayı iyice yoğuruyoruz. Daha sonra vanilyayı, kabartma tozunu, sıvı yağı ve aldığı kadar unu ekleyip yoğuruyoruz. Kurabiye hamuru gibi olacak. Hamurunuzu hazırladıktan sonra dolgusu için tüm malzemeleri ocakta rengi değişene kadar kavurun. Sonra ocaktan alıp soğumaya bırakın. Hamurunuzdan bir büyük, bir de kafesi için küçük beze ayırın. Büyük hamuru tart kalıbını kaplayacak şekilde elinizle açın sonra iç harcınızı içine yayın. Daha sonra da üzerine kafesi yapın. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında üzeri kızarana kadar 20 dakika pişirin. Soğuduktan sonra servis yapabilirsiniz.

Afiyet olsun.

Nur Polat nadirenpolat@gmail.com

KBÜ’de eğitim ‘uzaktan eğitim’le devam ediyor

Karabük Üniversitesi, yeni tip koronavirüs salgını nedeniyle eğitime verilen aranın ardından, yaklaşık 54 bin öğrenci ve bin ders sorumlusuyla uzaktan eğitime devam ediyor.

Devamını Oku

Miraç Kandili

Önce evlere kapandık sonra içimize

Evimize dönüyoruz, içimize dönüyoruz, kabuğumuza çekiliyoruz, mağaramıza sığınıyoruz… Mahallece değil, şehirce değil, milletçe değil, sen ben o değil dünyaca geri çekiliyoruz. Herkes kendi mağarasında, kendi vicdanıyla hesaplaşıyor. Ortaya birçok algoritma çıkıyor.

Evimize çekiliyoruz doğa kendiyle baş başa kalıyor. Yüzyıllardır verdiğimiz tahribatın bir özrü mü bu?

Evimize çekiliyoruz camiler boş kalıyor. Haftalardır katılmadığımız Cuma namazının bir cezası mı bu?

Evimize çekiliyoruz yıllardır çocukların ağlama sesi kesilmeyen Ortadoğu sessiz kalıyor. Ülke ülke gezerken sesini duymazlıktan geldiğimiz Ortadoğu’nun bir ahı mı bu?

Evimize çekiliyoruz Kâbe boş kalıyor. Suudi Arabistan, yaptıklarının kefareti mi bu?

Evimize çekiliyoruz turistin bir an olsun eksik olmadığı Avrupa sokakları bomboş kalıyor. Daha birkaç hafta önce sınıra ateş açtığın mültecilerin size cezası mı bu?

Evimize çekiliyoruz Amerika’da beyazlar karantinada kalıyor. (Yapılan bir araştırmaya göre korona virüsü siyahilerdeki protelius kromozomundan dolayı bulaşma riski olmadığı yönündedir.) İnsan yerine koymadığınız siyahilerin bir ahı mı bu?

Evimize çekiliyoruz Çin hiç olmadığı kadar yalnız kalıyor. Sırf dini için diri diri yaktığınız insanların ahı mı bu? Ya da sen. Fiyatları artırıp insanları dolandırdıktan sonra evine çekilmek zorunda kalan esnaf. Dükkanındaki sessizlik asgari ücretle ailesini geçindirmeye çalışırken iki üç kuruş kazanmak için daha pahalıya sattığın malını alan adamın ahı mı bu?

Dikkat ettiyseniz şu dine mensupsun, şu partiye aitsin, bu bölgede yaşıyorsun diye ayırt etmiyorum. Ahı olan insanların bile, sizin, bizim, hepimizin mağaramızda kendi içimizde kendilerine bile itiraf edemedikleri hesaplaşmaları başladı…

Bir tür arınmanın eşiğindeyiz. Arınmak her zaman sancılı olur. Dünyaca korkulu bir sancı çekiyoruz. Dışımızı dezenfektanlarla içimizi kimimiz günah çıkararak, kimimiz secdede, kimimiz odasından gök yüzünü izlerken arındırıyoruz. Büyük bir elekten geçiyoruz. Bu mağaralardan kimilerimiz tamamen arınmış yeni doğmuş bir bebek gibi saf kimimiz içini karartarak daha da kirlenmiş ve kinlenmiş olarak çıkacak. Krizleri fırsata çevirmek hepimizin lehine olacaktır. Ankara’nın bir köyündeki insanla Tokyo’da yaşayan bir insanın aynı zaman diliminde ortak noktada buluşma ihtimalleri neredeyse normal şartlar altında mümkün değil. Hepimiz evde toplandık, dinginleştik, sakinleştik, durulduk… Yıllardır koşturmacadan içimizdeki o büyük enerjiyi fark etmeye bir türlü fırsatımız olmadı.

Ruhumuzu doyurma, enerjimizi dışa vurmanın tam zamanı!

Cahit Zarifoğlu’nun da dediği gibi: ‘’Öyle ya her gözün başka bir bakışı var.’’

Hepimiz senin onun bunun gözüyle değil kendi gözümüzle içimize bakalım! Önce içimize, sonra işimize elbet döneceğiz…

Nur Polat nadirenpolat@gmail.com

Uzaktan Eğitim ile ilgili merak edilenler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen koronavirüs toplantısında alınan karar gereği üniversitelerin 3 hafta tatil edilmesinin ardından, YÖK Başkanı Prof. Dr. M. A. Yekta Saraç altyapısı hazır olan üniversitelerin 23 Mart tarihinden itibaren uzaktan eğitime başlayacağını duyurdu.

Devamını Oku

Yapımı kolay, lezzetli ‘Kış Keki’

Dünya çapında yayılan koronavirüs salgını nedeniyle evde kalmak zorunda olduğumuz şu soğuk günlerde içimizi ısıtacak çayın yanına en yakışan şey elbette kek olur. Yapımı kolay ve lezzetli Kış Keki’nin tarifini sizler için paylaşıyoruz…

Devamını Oku

Rektör Polat’tan “18 Mart Şehitleri Anma Günü” mesajı

Karabük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Refik Polat, 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Zaferi’nin 105. yıl dönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

Devamını Oku

“İslam medeniyeti kitap medeniyetidir”

Karabük Üniversitesinde düzenlenen “Medeniyet Tarihimizden Tablolar” adlı söyleşiye katılan Tarihçi Yazar Dursun Gürlek, İslam Medeniyeti’nin kitap medeniyeti olduğuna vurgu yaparak, “Selçuklu ve Osmanlı medeniyetleri tam bir kitap ve kütüphane medeniyetiydi.” dedi.

Devamını Oku