KBÜ’de Kızılay kan bağışına yoğun ilgi

Karabük Üniversitesi ile Türk Kızılay’ı Karabük Şubesi iş birliği kapsamında organize edilen ve Sosyal Yaşam Merkezinde kurulan stantta yapılan kan bağışı kampanyası, öğrenciler ve personel tarafından yoğun ilgi ile karşılandı.

Haber: Esra Çimen, Fotoğraf: Ayşegül Özçelik

Karabük Üniversitesi Kızılay Öğrenci Kulübü, Türk Kızılay’ı Karabük Şubesi ile düzenli kan bağışı kampanyası başlattı. Sosyal Yaşam Merkezinde kurulan Türk Kızılay’ı çadırlarındaki kan bağışında hedefin 2 bin ünite olması bekleniyor.

Karabük Üniversitesinin kan bağışına çok büyük katkılar sağladığına dikkat çeken Karabük Kızılay Kan Merkezi Müdürü Dr. Serkan Kahveci, “Karabük Üniversitesi Karabük’ün kan bağışına çok katkı sağlayan bir yer. Gençler kan bağışında çok özverili ve istekli bu da tüm ekibi sevindiriyor.” dedi.

Kan, yalnızca kaynağı insan olan bir sıvıdır diyen Kahveci, “Kan bağışı konusunda birbirimize ihtiyacımız var. Özellikle yeni katılan gençlerimiz desteklerini esirgemesinler. ‘Bir Kan Üç Can’ demektir. 18-65 yaş arası kan bağışı için kriter bir yaştır. Yılda üç kere kan bağışı yapılması uygundur.” diye konuştu. 

Kan Bağışçısı Kazanım Uzmanı Dinçer Karagöz Karabük Üniversitesi Kızılay Öğrenci Kulübünün Türkiye’de diğer üniversitelerde ki gönüllü öğrenciler arasında söz sahibi olduğunu belirterek, “Karabük Üniversitesi Türkiye’de adını kan bağışı olarak da duyurmuştur.” şeklinde konuştu.

Kan bağışı yapan öğrenciler kaybettiği sıvıyı geri kazanması ve kan şekerinin dengelenmesi için mineralli su ve çikolatalı bisküvi ikramı ile karşılanıyor. Kan Bağışı Kampanyası 11 Ekim günü son bulacak.

Rektör Polat, Belarus’ta iş birliği protokolü imzaladı

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. M.A. Yekta Saraç, Belarus Cumhuriyeti Eğitim Bakanı Igor Karpenko’nun daveti üzerine, iki ülke arasında yükseköğretim ve bilimsel araştırma alanındaki iş birliği konularını müzakere etmek üzere Belarus’a bir ziyaret gerçekleştirdi.

Ziyarette Başkan Saraç’a YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. Rahmi Er’in yanı sıra Karabük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Refik Polat ile Gebze Teknik, İstanbul Medeniyet ve Selçuk Üniversitesi Rektörleri de eşlik etti.

Belarus ziyaretinin ilk gününde YÖK Başkanı Saraç ile Belarus Eğitim Bakanı Karpenko arasında, iki ülke arasında yükseköğretim alanında işbirliğine yönelik 2016 yılında imzalanmış olan Mutabakat Zaptının uygulanma yollarının ele alındığı bir görüşme gerçekleştirildi.

Yükseköğretim Alanında İş birliğini Geliştirme Protokolü imzalandı

YÖK Başkanı Saraç ile Belarus Eğitim Bakanı Karpenko, “Belarus-Türk Üniversiteleri Ortak Forumu”nun açılışına katılarak 2020-2021 yılları için “Belarus Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti Arasında Yükseköğretim Alanında İşbirliğini Geliştirme Protokolünü” imzaladılar.

Foruma Türkiye tarafından Karabük Üniversitesinin de aralarında bulunduğu beş üniversite katılırken, Belarus tarafından ise on iki üniversite yer aldı. Forum çerçevesinde iki ülke üniversiteleri arasında çeşitli alanlarda işbirliğini içeren protokoller de imzalandı.

Orman Fakültesinde oryantasyon programı düzenlendi

Karabük Üniversitesi Orman Fakültesinde “2019-2020 Akademik Yılı Açılış Dersi ve Oryantasyon Programı” düzenlendi.

Külliye Karabük

Karabük Üniversitesi Orman Fakültesi tarafından “2019-2020 Akademik Yılı Açılış Dersi ve Oryantasyon Programı” gerçekleştirildi.

Hamit Çepni Konferans Salonu’nda gerçekleşen açılış törenine Rektör Yardımcısı ve Orman Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İzzet Açar, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Yaşar, Zonguldak Orman Bölge Müdürü Zekeriya Beyazlı, kamu kurum ve kuruluş yöneticileri, akademik ve idari personel ile öğrenciler katıldı.

Programın açılışında konuşan Rektör Yardımcısı ve Orman Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İzzet Açar, Orman Fakültesi öğrencilerinin çok şanslı olduklarını belirterek, “Türkiye’nin orman bakımından yüz ölçümü olarak birinci sıradaki ilinde yaşıyorlar. Karabük’ün yüzde 71 oranı ormanlarla kaplı. Burada Orman Fakültesi bu yönde bir önem arz ediyor. Biz 2020 yılı için Karabük Üniversitesi olarak dünya üniversite sıralamaları içerisinde ilk bine girdik. Bu 12 yaşındaki bir üniversite için çok dikkate değer bir başarı, bunda herkesin emeği var. Emeği olan herkese biz gerçekten minnet duyuyoruz, minnettarız. Türkiye’nin en fazla ormanına ve biyolojik çeşitliliğine sahip olan bir ilde uluslararası düzeydeki bir üniversitede bir orman fakültesinin olmasından daha doğal bir şey olamaz.” şeklinde konuştu.

Orman Fakültesinin açılış dersini veren Orman Bölge Müdürü Zekeriya Beyazlı ise mesleki deneyim ve tecrübelerini öğrencilerle paylaştı. Beyazlı konuşmasında işini severek yaptığını belirterek öğrencilere kariyer hayatları için yol gösterici tavsiyelerde bulundu.

Karabük ilinin orman bakımından çok önemli olduğuna değinen Beyazlı, “Sadece alansal olarak ilin yüzde 71’i değil taşıdığı ağaç türleri ve lokal iklim farklarıyla da Yenice ayrı bir dünyadır. Yenice’nin kendi içinde bile lokal yetişme muhitleri var. Kızılçamımız var. Karaçamımız var. Yani hiç beklenmedik türlerde var burada. Yani bir orman tarifi yapında bu Karabük’te olmasın yoktur manzarasına varana kadar.” diye konuştu.

Programda konuşma yapan Safranbolu Orman İşletme Müdürü Sema Altunay ise Orman İşletme Müdürlüğünün yıllık program ve faaliyetleri hakkında bilgi verdi.

Orman Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ufuk Coşgun ise Orman Fakültesinin tanıtımı ile ilgili sunum gerçekleştirdi. Orman Fakültesinin değişim ve gelişim süreçlerine değinen Coşgun, “Orman Fakülteleri, dünya ormancılığındaki değişim ve gelişimleri değerlendirip bu süreçlerinde rol alarak, ülkemiz ve bölgemiz ormancılığının değişim ve gelişimine katkı vermeli. Bu değişim ve gelişimlere uyum sağlayabilecek mühendislik etik ilkeleri ve bilimsel çalışma ahlakına sahip mühendisler yetiştirmelidir.” şeklinde konuştu.

Program, Orman Fakültesi öğrencilerinin sordukları sorulara verilen cevaplarla sona erdi.

KBÜ akademik personeline “Proje Yazma” eğitimi

Karabük Üniversitesi (KBÜ) akademik personeline “Araştırma Projesi Hazırlama ve Yürütme Eğitimi” veriliyor. KBÜ Rektörlüğü tarafından organize edilen eğitim programı kapsamında ilk olarak “Fen ve Mühendislik Bilimlerinde Araştırma Projesi Hazırlama ve Yürütme Eğitimi” verildi.

KBÜ Rektörlüğü tarafından, üniversitelerin önemli unsurlarından bilimsel araştırma ve girişimcilik konularında farkındalık ve bilinç artırmaya yönelik çalışmalara katkı sağlamak amacıyla KBÜ akademik personeline
“Araştırma Projesi Hazırlama ve Yürütme Eğitimi” veriliyor.

Prof. Dr. Fuat Sezgin Safranbolu Bilim ve Sanat Akademisi’nde gerçekleştirilen eğitimlerde ilk olarak “Fen ve Mühendislik Bilimlerinde Araştırma Projesi Hazırlama ve Yürütme Eğitimi” verildi.

Eğitim programı kapsamında genel anlamda katılımcıların, çeşitli kurumlarca sağlanan destek programlarına araştırma projesi hazırlamalarına katkı vermek, başvuru süreçlerini tanımalarını sağlamak, proje hazırlama ve uygulama ile girişimcilik konularında, temel bilgi ve becerilerinin geliştirilmesine destek vermek hedeflendi.

Bu doğrultuda özellikle kursiyerlere, sahip oldukları proje fikirlerinin yazım ve sunum aşamalarında dikkat etmeleri gereken hususlar hakkında teorik ve uygulamalı eğitim verilerek, beceri ve donanımlarının geliştirilmesi, proje destek programlarına yönelik olarak; proje yazmaya ilgilerini artırmak, araştırma becerilerini geliştirmek, yeni çalışma konusu belirleyebilme tekniklerini ve girişimcilik yönünde donanım kazandırmak için eğitim semineri ve etkinlikler gerçekleştirildi.

Eğitim yöneticiliğini Yozgat Bozok Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Mustafa Böyükata’nın yaptığı etkinlikte eğitmen olarak, YÖK Denetleme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Erdal Çelik, KBÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İzzet AÇAR, Dumlıpınar Üniversitesinden Prof. Dr. H. Melih Saraoğlu ve KBÜ’den Doç. Dr. Engin Gedik yer aldı.

Karabük Üniversitesinde hazırlanacak TUBİTAK projelerinin sayısını artırmak adına, “Sosyal Bilimler Alanlarında Araştırma Projesi Hazırlama ve Yürütme Eğitimi” 2-3 Kasım tarihlerinde, “Sağlık Bilimleri Alanlarında Araştırma Projesi Hazırlama ve Yürütme Eğitimi” 30 Kasım- 1 Aralık 2019 tarihlerinde ve bütün alanları kaplayan “Akademik Düzeyde Bilimsel Araştırma Projesi Hazırlama ve Yürütme Eğitimi” ise 28-29 Aralık 2019 tarihlerinde düzenlenecek.


KBÜ, Avrupa’nın en büyüğü EAIE 2019’a katıldı

Uluslararası öğrenci sayısı 7 bini aşan ve Times Higher Education tarafından yayınlanan listeye göre dünyanın en iyi bin üniversitesi arasında yer alan Karabük Üniversitesi, uluslararası alanda iş birliklerini artırmaya devam ediyor.

Bu kapsamda Karabük Üniversitesi her yıl olduğu gibi bu yıl da Avrupa’nın en büyük eğitim fuarı EAIE’deki yerini aldı.

Bu yıl Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de düzenlenen EAIE 2019’a Karabük Üniversitesi ile birlikte 90 ülkeden 240’tan fazla üniversite katılım sağlarken, fuarda ayrıca alanında uzman 450 konuşmacı yer aldı.

Karabük Üniversitesini Rektör Prof. Dr. Refik Polat, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İzzet Açar ve Uluslararası İlişkiler Koordinatörü Öğr. Gör. Oya Çepni Önalan’ın temsil ettiği fuarda, birçok üniversite ile ön görüşme yapılarak Karabük Üniversitesini tanıtma ve ikili iş birliği yapma fırsatı yakalandı.

Prof.Dr. Şükrü Ersoy: Marmara Denizinde tsunami olabilir

Yıldız Teknik Üniversitesi Doğa Bilimleri Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Şükrü Ersoy,  Karabük Üniversitesinde düzenlenen ‘International Science and Engineering Applications Symposium on Hazards 2019’ adlı sempozyumda “Marmara Denizinde tsunami olabilir. Tsunami, Marmara içinde bir gerçek. Türkiye kıyıları içinde bir gerçek. Lütfen Marmara’da tsunami olabileceği konusunda bize güvenin.” diye konuştu.

Külliye Karabük

Karabük Üniversitesi Hamit Çepni Konferans Salonu’nda düzenlenen sempozyumda Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Doğa Bilimleri Araştırma Başkanı Prof. Dr. Şükrü Ersoy, “Gelecekte İnsanoğlunu Hangi Tehlikeler Bekliyor” adlı sunum gerçekleştirdi. Ersoy, 10 yıl içinde meydana gelmesi beklenen olası Marmara depremi ve tsunami tehlikesine karşı uyarılarda bulundu.

“4,6 büyüklüğündeki deprem gelecek depremlerin ayak sesi”

Ersoy, Marmara’da gerçekleşen 4,6 büyüklüğündeki depremin endişe verici olduğunu belirterek, “Bu depremin çok sığ derinliklerinde olması nedeniyle Marmara çevresinde özellikle İstanbul’da çok hissedildi. Zaten dördü geçen depremlerde insanların hissetmesi çok normal ama kritik olan şu ki, 4,6 büyüklüğündeki bu deprem Marmara Denizinin içerisinden geçen Kuzey Anadolu fayının üzerinde oldu. Kaygılarımız ondandı. Çünkü şöyle bir söylemimiz var. Gelecekte büyük bir deprem bekliyoruz ve bu yediden büyük olacak. Bu 4,6 büyüklüğündeki depremde bu beklediğimiz bölgede olduğu zaman endişelerimiz arttı. Marmara Denizinin içerisindeki Kuzey Anadolu fayının çok aktif olması, canlı ve dinamik olması gelecek depremlere de hazırlandığının hatta bir ayak sesi olduğunun mesajı bu bunu böyle almak gerekiyor.” şeklinde konuştu.

“Marmara’da gerçekleşecek bir deprem ülkemizin milli güvenlik sorunudur”

Ersoy, 10 yıl içerisinde Marmara Denizinde yediden büyük bir deprem beklediklerini ifade ederek, “Bu depremle birlikte tsunami tehlikesi de var. Bu deprem bugünde olabilir on yıl içinde olabilir ama bize verdiği mesaj Marmara Bölgesi çok kalabalık bir yer. İstanbul’da 15 milyon insan yaşıyor. Tüm illeri saydığımızda 26 milyon, 27 milyon insan var. Dolayısıyla neredeyse Türkiye’nin üçte biri Marmara çevresinde ve yapı konutlarında çok yüksek olduğu 6 milyona yakın konut olduğunu düşünürsek gelecekteki büyük depremler mutlaka çevreyi çok etkileyecek. Türkiye’nin sanayisi de burada. Dolayısıyla buradaki bir depremden söz ederken Türkiye’nin milli güvenlik sorunundan söz ediyoruz demektir. Marmara’da gerçekleşecek bir deprem ülkemizin milli güvenlik sorunudur. O bakımdan iyi yönetilmesi gerek. Çünkü deprem olduktan sonrada yönetmeniz gerekiyor. Milyonlarca insana sokakta bakmanız, güvenliğini ve konaklamasını sağlamanız gerekiyor. Marmara’da ki bir depremi çok ciddiye alıyoruz.” diye konuştu.

“Türkiye kıyılarında 150’ye yakın tsunami var. 25’i Marmara’nın içerisinde”

Prof. Dr. Ersoy olası Marmara Depreminin tsunami ile birlikte düşünülmesi gerektiğinin altını çizerek konuşmasını şu şekilde sürdürdü:  

“Şimdi Marmara Denizinde bir depremi konuşuyorsak tsunamiyi de beraber konuşuruz. Tsunami, Marmara içinde bir gerçek. Türkiye kıyıları içinde bir gerçek. Türkiye kıyılarına baktığımızda da Türkiye’nin bütün kıyıları için 150’ye yakın tsunami var. 25’i Marmara’nın içerisinde. Bende Tsunami çalışanlardan bir tanesiyim. Uluslararası ekiple birlikte tüm kıyıları kazdık. Marmara kıyılarını da kazdık. Potansiyel eski tsunami izlerini de bulduk ve tarihlendirdik. Lütfen bu konuda tsunami olabileceğine Marmara’da bize güvenin. Marmara Denizinde bir tsunami olabilir mi olabilir. Marmara Denizinin içerisinde üç tane bin metreyi aşan çukur var. Bu çukurların yamaçlarında çamurlar var. Eğer bu deprem bu çamurları silkelerse büyük denizaltı heyelanları oluşabilir. Bunlarda tsunamiye yol açabilir.”

“3 bin metreye kadar okyanus sularının ısınması toplu yok oluşlara neden olabilir”

Konuşmasında küresel iklim değişimine de değinen Ersoy, “Şu anda küresel iklim değişimi ile karşı karşıyayız. 18 bin yıl önce buzul döneminde buzul alanı 45 milyon kilometrekarelik. Şu anda 15 milyon kilometrekarelik yani üçte biri kalmış buzulların. Bu buzullar okyanuslara su olarak eklenmiş. Küresel iklim değişimi ile birlikte sadece suyun artışı değil çok fazla değişimler var. Küresel ısınmanın bütçesinin yüzde 90’ı okyanusların içinde hapsolmuş durumda. Sularda ilk 700 metrede hapsolmuş durumda hatta 3 bin metreye kadar okyanus sularının ısındığı ortaya kondu. Bu çok tehlikeli bir şey çünkü toplu yok oluşlara neden olabilir ve su seviyesi her sene 2,8 milimetre yükseliyor. Toplamda bu yüz yıl içerisinde 20 santime yakın su yükselmesi var. Bu kıyıdaki tarım alanlarının deniz suları altında kalması ve açlık anlamına gelebilir.” şeklinde konuştu.

“Dünyadaki yoksulluğu ve yolsuzluğu bitirmeden afetler ile baş edemezsiniz”

Konuşmasının sonunda Ersoy, dünyadaki doğa ve insan kaynaklı afetlerin önlenebilmesi için yoksulluğun ve yolsuzluğun ortada kalkması gerektiğini ifade ederek, “Dünyadaki doğa afetlerine insan kaynaklı afetleri  önlemenin tek yolu dünyadaki yoksulluğu ve yolsuzluğu bitirmektir. Başka türlü çözemezsiniz. Sonuç olarak tehlikeleri iyi tanımamız gerekiyor. Çevremizdeki uygar bir insanın yapması gereken budur zaten. Farkındalığın artması gerekiyor bu tür seminerlerin çok yapılması gerekiyor.” diye konuştu.

“International Science and Engineering Applications Symposium on Hazards 2019” başladı

Karabük Üniversitesi, Karabük İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ve Sakarya Üniversitesi Afet Yönetim Uygulama ve Araştırma Merkezi iş birliğinde düzenlenen “International Science and Engineering Applications Symposium on Hazards 2019” başladı. Kongreye 8 farklı ülkeden 70’e yakın bildiri ile katılım oldu.

Külliye Karabük

Karabük Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen “International Science and Engineering Applications Symposium on Hazards 2019 ” açılış oturumu gerçekleştirildi.

Farklı türdeki tehlikeler konusunda en son gelişmelerin ve araştırmaların paylaşıldığı sempozyumda, akademisyenler ve uzmanlar bir araya gelerek jeohazlar, atmosferik tehlikeler, hidrolojik tehlikeler, kimyasal tehlikeler, nükleer tehlikeler ve yangın tehlikeleri gibi konular ele alınıyor.

İki gün sürecek sempozyumda Danimarka, Hindistan, Slovenya, Malezya, İsveç, İtalya ve Afganistan olmak üzere çeşitli ülkelerden katılan 100’e yakın katılımcı konuyla ilgili bildiri ve çalışmalarını sunuyor.

Karabük Üniversitesi Hamit Çepni Konferans Salonu’nda düzenlenen kongrenin açılışına Vali Fuat Gürel, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Yaşar, Emniyet Müdürü Sırrı Tuğ, Safranbolu Kaymakamı Dr. Fatih Ürkmezer, Eskipazar Kaymakam V. Muhammed Burak Akköz, İl Afet ve Acil Durum Müdürü Dr. Gazanfer Erbay, protokol üyeleri, kamu kurum ve kuruluş yöneticileri, akademisyenler, öğrenciler ve çok sayıda davetli katıldı.

Vali Gürel: 1999 Marmara depremi ülkemiz adına bir dönüm noktası oldu

Programın açılışında konuşan Vali Fuat Gürel, konuşmasının başında 1999 Marmara Depremini hatırlatarak,  “1999 depremini hepimiz biliyoruz. Çok büyük kayıplar, hem can hem de mal kayıpları yaşandı. Aslında geçmişte de bu tür olayları çok sık yaşamışız ama maalesef tedbir alma hususunda çok sıkıntılar yaşadık o tarihlerde. 1999 depremi ülkemiz adına belki bir dönüm noktası oldu. Hem depremlerle alakalı hem de diğer afetlerle ilgili neler yapılabileceğini, tedbirler alınması hususunda çok büyük çalışmalar yapıldı. Bu sempozyumda bu manada hem yöntemlerin ortaya çıkarılması hem de vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi hususunda bizlere fikir verecektir.” şeklinde konuştu.

Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Yaşar ise konuşmasında böyle bir etkinliğin Karabük Üniversitesinde yapılmasından dolayı memnuniyet duyduğunu ifade ederek sempozyumun hazırlamasında emeği geçenlere teşekkür etti.

İl Afet Müdürü Dr. Erbay: Hiçbir doğa veya insan kaynaklı tehlike, zarar vermeden afet haline dönüşmez

İl Afet ve Acil Durum (AFAD) Müdürü Dr. Gazanfer Erbay ise konuşmasında şunları söyledi:

 “Afetler, doğa kaynaklı ve insan kaynaklı tehlikelerin canlılara, mala mülke, yürütülen hizmetlere, normal insan yaşantısını kesintiye uğratarak sosyal, ekonomik zararlar vermesidir. Hiçbir doğa kaynaklı tehlike veya insan kaynaklı tehlike zarar vermeden afet haline dönüşmez. Bizim bu tehlikelere karşı önlemlerimizi almamız lazım, bilinçli bireyler olmamız lazım. Bizde Karabük AFAD Müdürlüğü olarak Karabük Üniversitesi ile çalıştaylar, sempozyumlar yapıyoruz. Burada konferanslar veriyoruz. Bunlardaki amacımız halkımızı, toplumumuzu bilinçlendirmek afetlere karşı ne yapacağını bilir haline getirmek, bilinçli bireyler yetiştirmek.”

Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. İnan Keskin ise düzenlenen sempozyum ile doğa olaylarındaki zararların azaltılması için yapılması gerekenlerin tartışılarak bilimsel farkındalığın üst düzeye çıkarılmasını ve literatüre katkı sağlamayı hedeflediklerini söyledi.

Safranbolu MYO ‘Gastronomi’ alanına yeni yaklaşım getirecek

Karabük Üniversitesi Safranbolu MYO Turizm ve Otel İşletmeciliği Programı bünyesinde hazırlanan “International Synthesis of Seafood Cooking and Presentation Methods” isimli proje, Avrupa Birliği Erasmus+ Mesleki Eğitim Stratejik Ortaklıklar kategorisinde 2019 yılında kabul edilen ve desteklenen 35 projeden biri oldu.

Uluslararası iş birliği ile gastronomi alanına yeni bir yaklaşım getirecek olan proje sayesinde, üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizin deniz ürünlerinin İspanyol ve İtalyan mutfağı ile sentezinin yapılması hedefleniyor.

Otantik, yaratıcı ve yenilikçi bir anlayışla değişik coğrafyaların bir tabakta buluşmasını amaçlayan çalışma sonucunda ülkemizin geleneksel yemek kültürü zenginliği ortaya konulacak ve ortak menüler hazırlanacak.

Yapılacak sunum ve tanıtım çalışmaları ile Safranbolu turizmine yemek kültürümüzün de katkısı hedefleniyor.

Koordinatörlüğünü Safranbolu MYO’nun yaptığı 43 bin 435 euro bütçeli projede Safranbolu Belediyesi, Giovani Per L’Europa (İtalya) ve M&M Profuture Training (İspanya) ortak olarak yer alacak.

Prof. Dr. Fatma Zehra Tan’ın Hindistan izlenimleri

Karabük Üniversitesi İşletme Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatma Zehra Tan, Hindistan’da bulunan JIS Üniversitesinde ders verdi. Misafir öğretim üyesi olarak 1 hafta boyunca Hindistan’da kalan Prof. Tan, izlenimlerini Külliye Karabük’le paylaştı.

İşte Prof. Dr. Fatma Zehra Tan’ın izlenimleri:

Geçen sene annemin bir dileğini gerçekleştirmek için bir işe başladım. Kendisinin 1963-1965 yılları arasında, yüksek lisans eğitimini tamamlamak amacıyla bulunduğu Hindistan’ın Aligarh şehrinden ailesine gönderdiği mektupları kitap haline getirecektim. İlk mektuptan itibaren sanki hiç görmediğim bir yeri yaşıyordum. Bu süreç beni öyle etkiledi ki Hindistan’a gitmek için içimde tarifsiz bir arzu baş gösterdi. Bu arzudan tamamen bağımsız olarak, bir gün Dış İlişkiler Koordinatörü meslektaşım Oya hoca ile sohbet ederken “Yok mu gidip ders verebileceğim bir üniversite Oya?” dedim. Kısa bir süre sonra Oya bana Hindistan’ın Kolkata şehrinde bulunan JIS Üniversitesi ile irtibata geçtiğini ve beni ağırlamaktan mutlu olacaklarını söyledi. Bu haberi alır almaz içimi bir Hindistan sevgisi ve merakı kapladı. Çocuklarımı da peşime taktığım gibi kendimizi Hindistan uçağında bulduk.

Delhi aktarmalı 11 saat süren uçuşumuz sonrası yağışın en bol olduğu döneminde %90’ları bulan nem oranıyla Muson şehrine varmıştık: Kolkata. Hindistan’ın doğusuyla batısının, kuzeyiyle güneyinin birbirinden her bakımdan çok farklı olduğunu okumuştuk. Ama şehirlerin de birbirinden bu kadar farklı olabileceğini ancak Delhi ve Agra şehirlerini de gördükten sonra idrak edebilecektik.

Kolkata, Batı Bengal’in başkenti ve bana göre tam bir Hint şehri. Hiç tahmin etmeyeceğiniz caddelerden Rolex mağazalarının çıktığı, başka bir sokağa saptığınızda yolda yıkanan insanları gördüğünüz çok farklı bir şehir. Şehirdeki arabaların %90’ı gibi bizi de üniversiteden bir arkadaşımız TATA marka araba ile aldı ve misafirhaneye doğru yola çıktık. Şehir merkezinden yaklaşık 1 saat kadar uzaklıktaki kampüsün içinde yer alan misafirhanede bize bütün konaklamamız boyunca yardım edecek bir yardımcı, bir aşçı ve bir şoför bekliyordu. İngilizlerden aldığı terbiye her hareketlerinde belli oluyordu. Bu hem sizi kendilerine hayran bırakıyor, hem de sömürge zamanında Hindistan halkının yaşadıklarını düşünüp içinizin cız etmesine sebep oluyordu.

Babamın Mısırlı olması ve yıllarca İran’da yaşamamız sebebiyle damak tadımın baharatlara yatkın olduğunu düşünürdüm, ta ki Hint yemeklerini tadana kadar. Misafirhaneye gelir gelmez bize ilk sorulan aç olup olmadığımızdı. Kısa bir süre içinde masamızda çeşit çeşit yemekler belirdi. Sebze ve tavuk sosuyla noodle, körili karnıbahar yemeği, sebze çorbası gibi yemekler vardı önümüzde. Yemek mantığı Türk yemeklerine benziyordu özellikle sulu yemeklerde fakat benim için bile fazla baharatlıydı. Sonraki günlerde bizim için baharatı az yemekler yapmaya çalışsalarda, o boğazımızı yakan acı bütün seyahat boyunca hep yerli yerindeydi. Bengalliler için balıksız bir öğün, yemek değilmiş; o yüzden her öğün balık tattık diyebiliriz. Değişik soslarıyla pişirdikleri balıklar bizim tariflerimizden çok farklı olmasına rağmen çok lezzetli ve unutulmaz tattalardı.

JIS Üniversitesi, Agarpara, Batı Bengal, Hindistan yakınlarında bulunan özel bir üniversitedir. 2014 yılında JIS Üniversite Yasası kapsamında kurulmuştur. JIS grubu eğitim hayatına 18 yıl önce başlamış ve bünyesine 26 eğitim kurumu, 126 program bulunmakta ve toplamda 35.000 öğrencisi mevcuttur. Fen, Mühendislik ve Teknoloji, Eczacılık, İşletme, Hukuk, Sosyal Bilimler ve Eğitim Fakülteleri bulunmaktadır. İlköğretimden doktora düzeyine kadar eğitime hizmet vermektedir.

Ertesi gün ilk dersimizi yaptık. Benim için ilk sürpriz kampüsün kapısında kendi fotoğrafımı bir pankartta görmem oldu. Üniversiteye giderken ve ders sırasında bize her zaman JIS üniversitesinden sorumlu başkanın kibar asistanı Riddhi eşlik ediyordu. Beraber fakülte binasına girdiğimizde beni ilk tanıştırdığı kişi güzel sarisiyle aklımdan çıkmayan meslektaşım Dr. Moumita Poddaroldu. Daha sonra diğer meslektaşlarım Prof. Shibnath Banerjee ve Dr. Surjyasikha Das ile tanıştım. Ben derse başlamadan onların konuşması ve bana sundukları zarif plaket ufak bir tören niteliğinde idi. İlk gün öğrencileri derse katmak ve konuşmalarını sağlamak için büyük bir efor sarf ettiğimi söyleyebilirim ama ertesi gün kaynaşmaya başlamıştık ve dört gün içinde dört aylık samimiyeti yakalamıştık.  Dört gün boyunca Stratejik İnsan Kaynakları konusunda İşletme bölümü ikinci sınıf ve yüksek lisans öğrencilerine ders verdim. Programa eklediğim workshoplar kesinlikle konu anlatımından daha fazla rağbet gördü. Öğrenciler çok eğlendi ve kaynaşmamız hız kazandı.

Hindistan seyahatim boyunca beni en derinden etkileyen şey insanların misafirperverliği idi. Biz Türklerin misafirperver olduğu söylenir hep fakat Hintlilerin misafirperverliği insanı utandıran cinsten. Hindistan’a giderken oradan en çok almak istediğim şey onların yerel kıyafeti olan Saree idi. Hemcinsim iki meslektaşıma Sareelerini nereden aldıklarını ya da  bana Saree almak için tavsiye ettikleri bir mağaza olup olmadığını sordum. Ertesi gün beni ellerinde en sevdiğim renkten ipek bir Saree ile karşıladılar.

Dört günün göz açıp kapayana kadar geçmesiyle bu sefer de Delhi uçağındaydık. Delhi’de  yine başkan Simarpreet Singh‘in ince jesti ile, bize üniversitenin tahsis ettiği bir araba eşlik etti ve iki gün boyunca nasıl yetiştireceğiz diye kara kara düşündüğümüz gezi listesindeki her yeri ziyaret ettik.

Kızıl Kale

İlk günümüzde Kutup Minar, Mahatma Gandhi’nin mezarı, Lotus tapınağı, Indira Gandhi’nin müze evi gibi birçok etkileyici yeri görme fırsatımız oldu. Burada dikkatimi çeken şey ise birbirinden farklı birçok dinden insanın birbirine saygıyla yaklaşıp uyum içinde yaşamasıydı. Hatta bu uyum Hindistan ile anılan bir slogana bile dönüşmüş: “Unity of Diversity”, yani farklılıkların bütünlüğü. Gezdiğimiz yerlerden sonra otele döndüğümüzde merakımı gidermek için telefona sarılıp internetten Mahatma Gandhi ve Indira Gandhi’nin hayatıyla ilgili okumalara başladım. Mahatma Gandhi’nin ismindeki Mahatma ‘baba’ demekmiş ve kendisinin gerçek ismi değil, halkın ona verdiği isimmiş. Tıpkı ‘Atatürk’ gibi. Mahatma Gandhi, sadece Hindistan’da değil tüm dünyada pasif direnişin öncülerinden görülmekteymiş. İngiliz sömürgesi döneminde onca şiddete rağmen asla şiddeti savunmamış, her zaman pasif direnmiştir. Bu pasif direnişte kilometrelerce yürüyüş ve günlerce oruç tutma gibi eylemler bulunuyor. İngiltere’de aldığı Hukuk eğitimine rağmen Hukuk alanında çalışmak istememiş,  kendisini İngiltere’nin hem çalıştırdığı hem de ağır vergiler yüklediği halka yardıma ve onları ayaklandırmaya adamış. En sonunda başarılı olmuş ve Hindistan’ın İngiltere himayesinden kurtulmasını sağlamıştır. Çok yaygın bilinmesine rağmen Indira Gandhi ve Mahatma Gandhi’nin akraba olduğu bilgisi yanlıştır, kendilerinin bir akrabalıkları yoktur. Indira Gandhi, Hindistan’ın ilk ve tek kadın başbakanı ve ilk başbakan Nehru’nun kızıdır. Kendisi hem çok eleştirilmiş, hem çok sevilmiştir. Çok dinli bir ülkede çıkan dinler arası gerginlik sonucu Sikh dinine mensup iki yakın koruması tarafından kendi evinin bahçesinde öldürülmüştür. İşte gezdiğimiz müze Indira Gandhi’nin kendi evi idi. Yaşadığı yerin mütevaziliğinden etkilenmemek elde değil. Bu müzede kendi çocukluğu, ailesi, ve çocuklarına dair birçok resim, kişisel eşyaları, odaları, ve hatta öldürülürken üzerinde bulunan sareesi kan ve kurşun izleriyle sergileniyor. Şüphesiz en etkilendiğimiz yerlerden biri oldu.

Lotus Tapınağı

Bir sonraki gün bir Hindistan klasiğini gerçekleştirmek için gece 2.30’da yola çıktık. Delhi’den 3.5 saat uzaklıktaki Agra kentine güneş doğarken varmaktı amacımız çünkü gün doğumunda Taj Mahal’in güneş ışığı ile toz pembe oluşunu izlemek istedik. Duyduğumuza göre günün ilk ışıklarıyla  toz pembe olan Taj Mahal, gün içinde beyaza döner ve dolunay gecesinde altın sarısı olurmuş. Bu renk değişimi, Şah Cihan’ın uğruna bu görkemli ve zarif  anıt mezarı yaptırdığı sevgili eşi Mümtaz Mahal’in değişken ruh halini temsil edermiş. Bizim arzumuz maalesef gerçekleşmedi çünkü hava bulutluydu ve güneş biz onu göremeden doğdu. Yine de Taj Mahal’in her parçası, her taşı büyüleyiciydi. Bir efsaneye göre Şah Cihan eşinin mezarını Kuran-ı Kerim’de yer alan Cennet tasvirlerinden yola çıkarak yaptırmış. Bahçelerin mükemmelliği ve mezardan hemen çıkar çıkmaz kendisini son ana kadar göstermeyen nehirle karşılaşma anı sizi bu efsaneye inandırıyor. Taj Mahal’in çıkışına yöneldiğinizde kendinizi arkaya dönüp dönüp tekrar o görkemli yapıya bakmaktan alı koyamıyorsunuz.

Bizim Hindistan gezimiz şükretmek, öğrenmek, saygı duymak, ve hayran kalmakla geçti. Döndüğümde hala etkisinden kurtulamadığım muhteşem güzellikler ve çok özlediğim arkadaşlarım kalbimde yerlerini almıştı. O kadar zor şartlarda yaşayan insanları görüp şükretmeniz, tarihindeki acıları ve baş kaldırışı yerinde öğrenmeniz, insanlardan gördükleri zulüme rağmen bu kadar hayat dolu olmalarına saygı duymanız, ve tarihi güzellikleriyle büyülenmeniz için gidip Hindistan’ı yaşamalısınız.

KBÜ Roket Takımı Teknofest’ten iki ödülle döndü

Karabük Üniversitesi Roket Takımı (KABUROT) öğrencileri, Türkiye’nin ayakları yere basmayan festivali olan teknoloji buluşması TEKNOFEST’te düzenlenen ‘Roket Yarışması’nda, ‘Alçak’ ve ‘Yüksek İrtifa’ kategorilerinde her iki dalda da ödül almayı başaran tek takım oldu.

Karabük Üniversitesi KABUROT, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda bu yıl ikincisi düzenlenen ve “dünyanın en büyük havacılık festivali” haline gelen TEKNOFEST’te katıldı.

TEKNOFEST 2019 kapsamında ‘Alçak’ ve ‘Yüksek İrtifa’ kategorilerinde zorlu aşama ve elemeleri başarıyla tamamlayan KABUROT, Roketsan Hisar Atış Alanı’nda gerçekleştirilen atışlarda, geliştirdikleri 2 roket ile başarıyla atış yaptı ve iki kategoride de başarı elde eden tek takım oldu.

571 başvuru arasından zorlu eleme süreçlerini geçen 79 finalist takım, Roketsan Hisar Atış Tesisleri’ne gitmeye hak kazandı. Son elemeler sonucunda 19 takım atış yapma kriterlerini sağladı. KABUROT bu eleme süreçleri sonrasında başarıyla atış yaparak ‘Alçak’ ve ‘Yüksek İrtifa’ kategorilerinde Türkiye üçüncüsü olma başarısını elde etti.