KBÜ’de “Antibiyotik Farkındalığı” konferansı

Karabük Üniversitesinde 13-19 Kasım “Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası” kapsamında bilinçsiz antibiyotik kullanımının önüne geçilmesi adına “Antibiyotik Farkındalığı” adlı konferans düzenlendi. Tıbbi Araştırmalar Kulübü tarafından Tıp Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen konferansta Karabük Üniversitesi öğretim üyeleri; Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Özdemir, Fermokoloji Ana bilim Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Namık Bilici ve Uzman Dr. Öğr. Üyesi Aziz Ahmad Hamdi konuşmacı olarak yer aldı.

Etkinliğin açılışında konuşan Doç. Dr. Muhammet Kamil Duran, akılcı antibiyotik kullanımı hakkında bilgiler vererek, antibiyotiğin sadece ateş düşürücü veya öksürüğü geçirmek amacıyla kullanılmaması gerektiğini ifade ederek, antibiyotiği akıllı seçmek ve gerçekten ihtiyaç duyulduğunda, gerekli dozda kullanılmasını önerdi.

“Antibiyotiğin kesin etkisi için 8 – 10 yıl çalışma yapılmış olması gerek”  

Konferansta ilk konuşmacı olan Dr. Öğr. Üyesi Namık Bilici, antibiyotiğin etkili sonucuna ulaşılabilmesi için bilimsel çalışmaların önemine değinerek şunları söyledi: “Bir akım var ve bu akım maalesef bizi bilimin, ilmin, kanıta dayalı rasyonel bilginin dışına çıkarıyor. Antibiyotiği aldım, evet etkili diyebilmemiz için bir bakteri üzerinde alttan üste doğru en az 8-10 yıl o antibiyotikle ilgili çalışmış olmamız ve araştırma yapmamız gerekiyor” dedi.

Bilici, gerçek bilimde antibiyotiği tedavi işlemine sokarken ilk olarak hayvan deneylerinden başlandığını, uzun bir süreçten geçirilip daha sonra birinci ve ikinci fazlara geçebildiklerini belirtti. Antibiyotiği yazerken o ilacın cevabının nelere göre değişebileceğini hem hekimin hem hekimin bilgilendirmiş olduğu hastanın antibiyotiğin kullanım şekillerini muhakkak bilmesi gerektiğini aktaran Bilici, bu bilgilendirilmenin yapılmaması durumunda örneğin, alkolle birlikte aldığında öldürücü olabilen çok ciddi ilaç etkileşimleri ile karşı karşıya kalınabileceğini belirtti.

“Gripte kullandığımız antibiyotiğin vücudumuza yükten başka hiçbir faydası yoktur”

Antibiyotiklerin yalnızca bakteri hücresi için kullanıldığını söyleyen Bilici, “Antibiyotik virüslere bağlı hiçbir enfeksiyonu tedavi etmez. Eğer antibiyotik kullanmak gerekiyorsa hastalığın muhakkak bakteriyel olması gerekir. Yoksa soğuk algınlığında veya gripte kullandığımız hiçbir antibiyotiğin bizim vücudumuza yükten başka hiçbir faydası yoktur. Bu da muhakkak topluma izah etmemiz gereken önemli noktalardan bir tanesidir.”dedi.

Bilici, konuşmasını Sağlık Bakanlığının “Sağlıkta ısrarcı olmak lazım, antibiyotikte değil” sözüyle bitirdi.

“İnsanların sağlığı ikinci plana atıldı”

Bir diğer konuşmacı Uzman Dr. Öğr. Üyesi Aziz Ahmad Hamdi ise “Trajedi ve Zeka” adlı kitaba değinerek, antibiyotiğin ilk çıktığı günden itibaren kötü kullanımının günümüze kadar sürdüğünü belirtti. Fakat günümüzde antibiyotiğin altın çağı dendiğini dile getiren Hamdi şöyle konuştu: “Artık hekimler antibiyotiği çok kolay yazar oldu ve ondan sonra hastalar da öğrendi. İşte bize antibiyotik yazın ısrarı bu şekilde başladı. Daha sonra antibiyotik üretiminde azalma olmasından dolayı, ilaç sanayi gördü ki 2 yılda direnç kazanıldı. Satışlarda düşme görüldü, kar zarar olayına geçildi. Yani insanların sağlığı ikinci plana atıldı. Ticari bir iş söz konusu, böyle olunca antibiyotik üretimi duraksamaya girdi. Gördüğümüz gibi 2000 yılından sonra yeni bir antibiyotik yok ve en çok antibiyotikten yarar görmeyen ülke Türkiye, ardından Yunanistan ve Güney Kore geliyor.”

Sözlerinin sonunda, en büyük çarenin hekimlerin kendisinde olduğunu söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Aziz Ahmad Hamdi, Hz. İbrahim’in ateşini söndüren karıncayı örnek göstererek “Biz de hekimler olarak bu karınca misali hiçbir zaman pes etmiyoruz.” diye konuştu.

“Hayvanlarda ilaçlar gerekli şekilde kullanıldığında her hangi bir sorun teşkil etmeyecektir”

Son konuşmacı olarak kürsüye gelen Sağlık Bilimleri Dekanı Prof. Dr. Mehmet Özdemir de ilk olarak “Bu sorunu sadece hekimlerin değil tüm toplumun dikkat etmesi gereken konu olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Aksi taktirde bizim hekimler olarak sadece antibiyotik direncini önleyebilmemiz mümkün değildir.” şeklinde konuştu.

Konuşmasında  kalıntı kavramının üstünde durmak istediğini belirten Özdemir, “Kalıntı dünya sağlık gıda örgütü tarafından belirlendiğinde özellikle en çok rastlanan hayvansal ürünlerdeki kalıntıların antibiyotik kalıntılar olduğu görülüyor ve bunlar bilinçsiz antibiyotik kullanımından kaynaklanıyor” dedi. İnsanların sağlığını önemli derecede etkileyen bu kalıntılar incelendiğinde yüzde yetmişaltı oranında kesim öncesi bekletme süresine ve et, süt ürünlerinin tüketilmesine bağlı olarak gözlemlendiğini dile getiren Özdemir, “Hayvanlarda kullanılan ilaçlar gerekli şekilde kullanıldığında her hangi bir sorun teşkil etmeyecektir fakat akılsız kullanıldığı zaman kalıntılara yol açmaktadır.” diye konuştu.

Özellikle kesim öncesi bekletme süresinin önemini dile getiren Özdemir şunları söyledi: “Eğer ilaçla ilgili özel bir kayıt yoksa kesim öncesi 28 gün beklenmesi gerekir. Antibiyotik sadece ete geçmemektedir süte, yumurtaya ve bala da geçmektedir. Bunların da 7 gün toplum sağlığı için tüketilmemesi gerekmektedir. Aksi takdirde sağlık açısından risk oluşturacak düzeyde antibiyotik kalıntısı içermektedir. Balıkların farmakokinetiği diğer canlılardan farklıdır. Bu nedenle bunlar da avlanmama süresi mevsime göre, su ısısına göre değişebilir. Antibiyotik kullanıldıktan sonra ortalama su ısısı belirlenir ve 500 rakamına ulaşıldı gün balıkların avlanabileceği gün olarak belirlenmesi gerekir. Bu nedenlerle gıdalardaki ilaç kalıntıları için tüketicilerin doğru bilinçlendirilmesi, konu hakkında uzman kişilerin basın açıklaması yapması gerekir. Doğru bilgiye tüketicilerin rahat bir şekilde ulaşabilmeleri gerekmektedir. Bu bilgileri öğrendiğimiz zaman tedirginliğimiz bitecektir.” dedi.

“Önlem alınmaz ise, geçmiş yıllarda yaşanan salgınlar gibi benzeri ölümlerle karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır”

Antibiyotik konusunda herkesin bilinçlenmesi gerektiğinin üzerinde duran Özdemir, “Özellikle bu bakteriyel ortamlara bağlı olarak gelecek yıllarda ölümler artacak, 2050 yılına kadar eğer yeterince tebliğ alınmaz ise 10 milyondan fazla insan ölecek, yani geçmiş yıllarda yaşanan o salgınlar gibi benzeri ölümlerle karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır. Henüz daha vakit varken bu konuda tedbirlerin alınması herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekir. Bu şekilde olduğu zaman ancak toplumun sağlıklı bir şekilde gıda tüketmesi ve kendi sağlını koruması mümkün olacaktır” dedi.

Haber: Eda YalçınFotoğraflar: Esra Çimen

Benzer Haberler