Orhan Ölmez’den, Külliye Karabük’e özel röportaj

Karabük Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen Polis Haftası etkinlikleri kapsamında sevilen besteci, söz yazarı ve sanatçı Orhan Ölmez, Karabük Soğuksu Kapalı Spor Salonu’nda halk konseri verdi.

Konser öncesi Külliye Karabük’e özel röportaj veren ünlü sanatçı Ölmez, “Ben bir tarzın peşinde değilim. Özgün bir duruş sanatçının herhalde en çok aradığı şey. 7’den 70′ ye herkes şarkılarımı dinliyor. Çok gariptir ki bir ailede üç kuşağın farklı farklı şarkılarımı sevdiğini ve her birinin farklı duygularda buluşabildiğini görüyorum.” dedi.

Karabük’te, Türk Polis Teşkilatının 174. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla Soğuksu Kapalı Spor Salonu’nda halk konseri düzenlendi. Konserde sanatçılar Orhan Ölmez ve Berfin Gürsoy sahne aldı.

Polis Haftası’nda düzenlenen konsere Karabük Valisi Fuat Gürel, Karabük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Refik Polat, Karabük İl Emniyet Müdürü Sırrı Tuğ, kamu kurum ve kuruluşların yöneticileri, emniyet personeli, Polis Akademisi öğrencileri ile Karabük Üniversitesi öğrencileri ve çok sayıda vatandaş katıldı.

Sevilen besteci, söz yazarı ve sanatçı Orhan Ölmez, konser öncesi Külliye Karabük gazetesinin sorularını yanıtladı.

Daha önce Karabük’e geldiniz mi?

Uzun bir süre önce özel bir etkinlik için gelmiştim, onun dışında daha önce gelmedim. Burada kapsayıcı bir toplulukla beraberiz. İkinci gelişim ama tırnak içinde ilk diyelim.

Karabük’ü gezme fırsatınız olmadı diyebilir miyiz?

Daha önce geldiğimde biraz buralarla ilgili fikir sahibiydim. O zaman da çok güzel hatırlarla ayrıldım. O biraz münferit bir gezi gibi oldu benim için, keyifliydi fakat çok gezme fırsatı bulamadım.

Çok anlamlı bir günde buradasınız, bu konuda ne söylemek isterseniz?

Her konserde benim altını çizerek belirttiğim bir şey var; bizler bugün böyle huzurla, keyifle şarkılar söylüyor ve sizlerle beraber olabiliyorsak bunu görünmez kahramanlara borçluyuz. Aslında görünen ama günlük hayatta bazen şöyle gözümüzle kenardan geçerken gördüğümüz kahramanlara, polislere borçluyuz. Sadece bugüne özel değil; tüm konserlerimde emniyet teşkilatı için, polis arkadaşlar için alkış alırım. Ben onların gerçek hayatın kahramanları olduğunu düşünüyorum. Onun için benim kutlamam sadece bugüne dair olmasın, hem Türk Silahlı Kuvvetlerine hem de Emniyet Teşkilatına teşekkür ve saygılarımı gönderiyorum. Bugün de Polis Teşkilatımızın 174. kuruluş yılı dolayısıyla buradayız, öncelikle şehitlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı dileyeyim.

Bugün sizi dinleyenler arasında Karabük Üniversitesinden birçok uluslararası öğrenci de bulunuyor. Ayrıca genci, yaşlısı her kesimden sizi dinlemeye gelenler olduğunu görüyoruz. Bu kadar geniş bir kitleye hitap edebilmek size ne ifade ediyor? 

Ben ilk kitlesel anlamda müziği insanlarla buluşturmaya başladığımda bana hep “ne tarz müzik yapıyorsunuz” diye sordular. Ben açıkçası bir tarzın peşinde değilim. Aklımdan geçeni, duygu dünyamda, neyle nasılla yansıtırımı yapıyorum o kadar. Müziğim zamanla 7’den 70’e bir tarz olmuş. Çok gariptir ki bir ailede üç kuşağın farklı farklı şarkılarımı sevdiğini ve her birinin farklı duygularda buluşabildiğini görüyorum, bu da beni mutlu ediyor. Özgün bir duruş sanatçının herhalde en çok aradığı şey olsa gerek, çok şükür ki 7’den 70′ ye herkesi kapsamışız, bunu planlayarak yapmıyorum.

Birçok enstrüman çalabiliyorsunuz. Başarınızı buna bağlayabilir miyiz? Öğrenmeye açık olduğunuzdan dolayı diye bilir miyiz?

Tabi öğrenmeye açık olmakla alakalı ama bunun yanında bir de fiziksel gerçeklik de var. Enstrüman çalma olayı, iyi bir basketbolcunun günlük hayatta sporla uğraşmayan birine göre spora fiziken daha yatkın olması gibidir. Bu biraz kaslarla da ilgili bir şey. Parmak, zihin, beyin ve duygu dünyası farklı enstrümanlarla ilgili kavrayışımı hızlandırmış, bunu ben ilk enstrümanım olan bağlamadan sonra yaşadım. Bağlama çalmaya başladıktan sonra diğer enstrümanları elime aldığımda onun bende fiziksel olarak oluşturduğu yatkınlıkla diğer enstrümanlarda bir şeyler yapabildiğimi fark ettim.

Siz konservatuvar mezunusunuz, bizim de burada Karabük Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerimiz var. Sizin deneyimlerinizden onlara aktarabileceğiniz güzel şeyler olacağını düşünüyorum. Onlara tavsiye ya da önerileriniz nelerdir?

İsminin içerisinde sanat geçen her şeyle ilgili şu cümlenin altını çizmem gerekiyor sanırım; usta çıraklık bir yere kadar ama biraz da içeriden gelen manevi şeyleri de eklemeleri gerekiyor. Sanat, insanlara dünyanın her yerinde faklı teşhisleri olan bir alan. Matematik, fizik, kimya gibi analitik bilimler değil, burada hastalığın teşhisi ne ise Amerika’da da odur, tedavi yöntemi bellidir ve o yüzden standartlara göre uygulanabilir. Sanat öyle değil. Sanatçı Amerika’da olaya bakar başka görür buradaki insanlar olaya bakar başka görür. Burada biraz öz benlik, kendi kişisel kimliğini de insanların devreye soktuğu bir alandan bahsediyoruz. Bu yüzden 3 yaşından 85 yaşına kadar kimden ne alabilirlerse almalarını tavsiye ederim. Ben olsam ne düşünürdüm diye bakmalarını tavsiye ederim. Yani burada en belirleyici şey sanatçının kendisi oluyor ve ne yaparsa yapsınlar iyi bir şekilde icra etmelerini tavsiye edebilirim çünkü müzik okulları veya sanat okulları biraz insanlara şöyle bir algı sağlıyor ne yazık ki ”Çok iyi bir enstrümanistim, buradan yada bu kişiden ne alabilirim ki” gibi algılar oluyor. Hayır öyle değil. Önceki söylediğim cümle ile tamamlayayım; 3 yaşından 85-90 yaşına kadar kimle olursa olsun alabilecekleri mutlaka bir şeyler olabileceğini ve algılarının açık olmasını tavsiye derim. Bir de benim alanım değil diye düşünerek hayatın diğer alanlarından biraz yoksun bırakabiliyor sanatçı kendisini, bunu böyle entelektüel tırnak içerisinde söyleyeyim. Entelektüel bakış açısı bazen bunu sağlayıp kişiyi uzaklaştırabiliyor ve kendi kabuğunuza kapanıyorsunuz. Sanatçı adaylarının içinde bulunduğu toplumla ilintili her şeye karşı algılarının 360 derece açık olmasını tavsiye ederim.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Sizi yaptığınız işten dolayı tebrik ediyorum ve bütün öğrenci arkadaşlarımıza sevgi, saygılarımı sunuyorum.

Röportaj: Esra Çimen | Fotoğraflar: Esra Çimen, Erdal Çıtak

Benzer Haberler