Teknoloji kalbimizde bir yara

Günümüzde artık en iyi zaman geçirme aracı akıllı telefonlar oldu. Vaktimizin büyük bir bölümünü telefonla geçirir olduk. Yolda yürürken, toplu taşıma araçlarındayken kulaklığı takıp ondan müzik dinliyor veya internette geziniyoruz ve en önemlisi de her biri bağımlılık yapan mobil oyunları sıkça oynuyoruz. Kısacası sabah gözümüzü onunla açıp gece uykuya onunla dalar olduk.

Elbette teknolojinin sayısız faydası olmasına rağmen insan hayatını olumsuz etkileyen bağımlık yönü olduğunu biliyoruz. Teknolojinin her yaşta kontrolsüz ve aşırı kullanımı bağımlılığı oluşturuyor. Bu bağımlılığın artışıyla birlikte fiziksel ve ruhsal problemler, aile ilişkilerinde bozulma, sosyal ilişkilerde kopukluk gibi durumlar da meydana gelebiliyor.

Külliye Karabük ekibi olarak, akıllı telefonlarımızı bir kenara bırakıp geleneksel Türk toplum yaşantısının bütün özelliklerini günümüze taşıması ve kendini zamana karşı saklamış olmasıyla bilinen Safranbolu’ya kısa bir tur yaptık. Yola çıkarken amacımız; geleneksel yaşantımızın izlerini yerinde görmek ve bugünkü yaşantımızla kıyaslamaktı. Bu kısa turumuzda önce Safranbolu’nun tarihi çarşısına uğradık. Çarşıda yer alan dükkanlarda Safranbolu lokumlarının yanı sıra hediyelik eşyaların sayısı ve çeşitliliği de oldukça fazla ama ağaçtan yapılmış arabalar, bez bebekler, sapan, topaç gibi zamanı en güzel şekilde geçirmek isteyen çocuklar ve yetişkinlerin de tercih ettiği oyun gereçleri ilgimizi daha çok çekti. Bazıları günümüzde hala kullanılıyor ama her geçen gün isimleri dahi unutuluyor.

Turumuza devam ederken bir taraftan da Safranbolu’da yaşayan ve Eski Çarşı’da esnaflık yapanlarla geçmişe kısa bir yolculuk yaptık.

“Televizyonla 23 yaşımda tanıştım”

İlk olarak Safranbolu’nun köyünde büyüyen 72 yaşındaki Mehmet Kayıkçı ile tanıştık. Mehmet Kayıkçı bizlere yetişme tarzından,  çocukluğundaki sosyal ilişkilerden, bitkisel şifalı ilaçlardan ve çocukluk yıllarındaki oyuncaklardan söz etti.

“Ağaçtan tekerlekli araba yapardık. Sopadan ‘met’ diye bir oyuncak yapardık bu oyuncakla kendi aramızda çeşitli yarışmalar düzenlerdik.” diyen Kayıkçı şu an çocukların teknolojik oyuncaklarla oynadığı için birbirleri ile yakın ve samimi ilişkiler kuramadığından yakındı.

Eğlenceli bir çocukluk geçirdiğini söyleyen  Mehmet Kayıkçı “Dedem İstanbul’dan gelirken bana kırmızı keçeli çizme almıştı, o kadar mutlu olmuştum ki o gece onunla uyudum. Dedem İstanbul’a her gittiğinde köyde hiç var olmayan bir şey ile gelirdi. O zamanlar köyde yokluk olduğu için her şeyin ilkini görmek bizi heyecanlandırırdı.” diye devam etti sözlerine.

İlk kez televizyonla 23 yaşındayken tanıştığını söyleyen Kayıkçı, daha çok bataryalı radyo dönemlerine denk geldiğini belirterek “Çocukluğumda bataryalı radyolar vardı, topaç bile yoktu o zamanlar. Topacı ilk İstanbul’da gördüm. Dedem İstanbul’da çalıştığı için ara sıra yanına giderdik.” dedi.

Çocukluğunda hiç ilaç kullanmadığını da söyleyen Mehmet Kayıkçı, babaannesinin şifacı olduğuna ve yaptığı şifalı bitkisel karışımlarla bütün köyü iyileştirdiğini de aktardı.

“Eski gelenekleri çok özlüyoruz”

Bir diğer sohbet konuğumuz esnaf olan 52 yaşındaki Mustafa Yılmaz ise Safranbolu Eski Çarşı’da bakır eşyaların satıldığı bir dükkan işletiyor.  Yılmaz, Osmanlı geleneklerine göre bir dükkana bir müşteri geldiği zaman o müşterinin başka dükkanlara da yönlendirildiğini belirterek dönemimizde Osmanlı geleneklerine göre işletmeler arası dayanışmanın ortadan kalktığından yakınıyor. Yılmaz “Eski gelenekleri, eski ilişkileri çok özlüyoruz. Teknoloji aramızdaki bağları koparıp attı.” şeklinde sözlerini sürdürüyor.

Bakır eşyalar satan Yılmaz, bakırın sağlık açısından faydalı olduğunu ifade ederken “Çok sayıda doktor müşterim var, şu an bakırın yerini teflon, plastik gibi ürünler aldı. Fakat bu ürünlerin insan sağlığını tehdit eden yanı göz ardı ediliyor.” diye konuştu.

“Torunlarımla bir araya geldiğimizde telefonları toplamak istiyorum”

Yoksul bir ailede büyüdüğünü söyleyen 59 yaşındaki Hediye Gökmen, Eski Çarşı’da yufka ve gözleme satarak geçimini sağlıyor. Gökmen “Şu an yufka, gözleme yapıp satıyorsam bu ailemin sayesinde oldu. Daha 8 yaşındayken aileme yemek yapıyordum, ırgatlık yaptıkları için çok yoruluyorlardı.” diyerek başlıyor sohbetimize.

Gökmen teknolojinin gelişmediği bir dönemde büyüdüğünü belirterek “Oyuncaklarımızı bile kendimiz yapardık. Cevizi delip içini boşaltıp fırfır yapardık. Mahalledeki herkes oyuncağını kendisi yapardı ve çok mutluyduk. Şimdi doyumsuzluk hat safhada.” dedi.

Teknoloji kullanımının insan ilişkilerini ortadan kaldırdığını ifade eden Gökmen “İnsanlar artık birbiri ile konuşmaktan aciz, bu bağımlılık insan ilişkilerini ortadan kaldırdı. Torunlarımla ve çocuklarımla bir araya geldiğim zaman telefonlarını toplamak istiyorum.” şeklinde konuştu.

 

“Tahtadan, çamurdan oyuncaklar yapardık”

72 yaşındaki Mustafa Özdal, Gaziantep’ten gelmiş, 50 yıldır Safranbolu’da yaşıyor. Özdal “Eskiden tahtadan, çamurdan oyuncaklar yapardık. Bilye ile, topaçla oynardık.” diyerek başladığı konuşmasını günümüzde azalan komşuluk ilişkilerine getirdi. Mustafa Özdal “Komşuluk ilişkilerimiz çok iyiydi, şu an komşuluk diye bir şey kalmadı. Herkesin elinde bir telefon karşılıklı oturup birbirlerine mesaj atıyorlar. Konuşmaktan acizler. Eski komşuluklar, sohbetler nerede…” diye konuştu.

Geleneksel komşuluk ilişkileri ile ilgili eğitimler verilirdi

Bostanbükü köyünde yaşayan 78 yaşındaki Yaşar Aksoy ise aile ilişkilerinde meydana gelen değişimlerden, geleneksel komşuluk ilişkilerinden ve geleneksel oyunlardan söz etti. Aksoy, çocukluğunda evde televizyon olmadığına ve aile içinde oynadıkları oyunları anlatırken “Aile arasında şapka kapmaca oyunu oynardık, babam bize bilmeceler sorardı, evde keyifli bir sohbet ortamı oluşurdu. Şimdi kalmadı böyle sohbetli akşamlar.” diyerek hayıflandı.

Geçmişte küçük şeylerle mutlu olduklarını ifade eden Aksoy “Cumartesi günleri Safranbolu’da bayram havası yaşanırdı. Herkes Safranbolu’ya pazara gelirdi. Cumartesi günleri bizim için çok başkaydı.” dedi. Aksoy,  yaşadıkları köyde, geçmişte kadın ve erkek hocalar tarafından çocuklara her akşam dini eğitimler verildiğini ve geleneksel komşuluk ilişkileri ile ilgili eğitimli sohbetlerin gerçekleştiğini de anlattı.

Safranbolu’ya ilk geldiğinizde evleri ve sokakları sizi geçmişe götürmeye başlıyor. Eksi Çarşı ise o dönemleri deyim yerindeyse yaşatıyor. Hele de böyle samimi ve içten insanlarıyla tanışırsanız Safranbolu gezmek için ilk tercihiniz oluyor.

Haber | Fotoğraf: Kübra Demirci

Benzer Haberler